vaveyla's profilevaveylaPhotosBlogListsMore Tools Help
Photo 1 of 1

vaveyla

Custom HTML

.

YILLAR SONRA ÖĞRENDİM Kİ....!!!!

Image Hosted by ImageShack.us

Öğrendim ki... Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, Gerisini karşı tarafa bırakırsınız. Öğrendim ki... Güveni geliştirmek yıllar alıyor, Yıkmak bir dakika. Öğrendim ki... Hayatında nelere sahip olduğun değil Kiminle olduğun önemli. Öğrendim ki... Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek. Öğrendim ki... Kendini en iyilerle kıyaslamak değil Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir. Öğrendim ki... İnsanların başına ne geldiği değil O durumda ne yaptıkları önemli. Öğrendim ki... Ne kadar küçük dilimlersen dilimle Her işin iki yüzü var. Öğrendim ki... Olmak istediğim insan olabilmem Çok vakit alıyor. Öğrendim ki... Karşılık vermek Düşünmekten çok daha basit. Öğrendim ki... Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun. Öğrendim ki... "Bittim" dediğin andan itibaren Pilinin bitmesine daha çok var. Öğrendim ki... Sen tepkilerini kontrol edemezsen Tepkilerin hayatını kontrol eder. Öğrendim ki... Kahraman dediğimiz insanlar Bir şey yapılması gerektiğinde Yapılması gerekeni Şartlar ne olursa olsun yapanlar. Öğrendim ki... Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor. Öğrendim ki... Bazı insanlar sizi çok seviyor Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor. Öğrendim ki... Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz Bazıları hiç karşılık vermiyor. Öğrendim ki... Para ucuz bir başarı. Öğrendim ki... En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz. Öğrendim ki... Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları Kaldırmak için elini uzatır. Öğrendim ki... İki insan aynı şeye bakıp Tamamen farklı şeyler görebilir. Öğrendim ki... Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır. Öğrendim ki... Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar Daha uzun kalıyor sevda   MASALINDA... SEWGİ WE IŞIKLA KAL!!!!!!

AŞKTI O

Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi

Aşktı o! Beni durup durup yenileyen

Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi

Oydu, doludizgin gidişime dur diyen

 

Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim

Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su

Böyle ak pak olacağımı bilir miydim?

İçimde açmasaydı o sevmek duygusu

 

Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü

Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın

Görsün prangalarım o doğacak günü

 

Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın

Seninle her yerde güzel, her zaman yeni

İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni.

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

james blunt(you,re beautiful)

 
İlgili aramalar: müzik - james blunt you are beatİful -  hames -  bkunt -  you -  are -  beatiful -  cool

gülben ergen&oğuzhan koç(giden günlerim oldu)

 

.

Sesini hiç duymadığım,
Hiç dokunmadığım ellerine,
Bir şaire vurgunum şimdi.
Ben hiç oldum, o herşey!
Yaşadığı kentte,
Bir gece olsun uyumadım,
Gezmedim sokaklarında,
Duymadım o kentin gürültüsünü
Ve koklamadım denizinin kokusunu...
Ben onun avucundaki yıldız oldum,
O benim içimde ümit..
İşte bu yüzden;
Aşkın adı ümittir artık, ümidin adı aşk! ”

hepsi bu.............

 
 
Değişen ben değilim
dönüşen savaş
yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:

bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak

şimdi ölüm bile yetmiyor
acılarımızı tartmaya
dostlar
alıngan bir sahili pinekliyorlar
bir merhabayı bıçaklar gibi artık
selamlaşmalar

değişen ben değilim
dönüşen savaş

artık zaman bile yetmiyor
yaşadığımızı sanmaya

yine de ışıklar bu kenti
güzelmiş gibi gösteriyor
geceleri...

geceler...
yani
Ahmet Haşim in kafiyeleri...

seni aklıma düşüren
yerçekimi değil
yalancı yıldızlar
öyle uzaksın ki
üflesem soğuyacaksın
sarılsam okyanus

bir aşka yetecek kadar
ve anımsatacak kadar
sebepsiz bir ölümü,
acılarımız
ve kafiyelerimiz var...

işte hepsi bu kadar...

 

Yılmaz Erdoğan

 

yol arkadaşım (sezen aksu)

 

BEKLENEN...............

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

 NECİP FAZIL KISAKÜREK

.

Korkuyorum gecelerden…
Bitip tükenmiyor
Yalnız kalıyorum yine senle…
Kızıyorsun bana
Çekip gidiyorsun
Birde affettiğini düşlüyorum.
Dönüp geliyorsun
Bu sefer gülüyorsun…
Rahatlıyorum…
Sonra gerçek bana bir tokat atıyor
Kendime geliyorum
“Nerdesin?”…
İnan bana olmuyor
Sensizlik dokunuyor
Gözyaşlarım kurumuyor
Gerçekler gerçekten acıymış…
Dudaklarımdan şu cümle dökülüyor
“Ben henüz sensiz yapamıyorum…”

 

mavi geceler hiç bitmez

Binlerce kez yaralanmış,
Ve her yaralanışında

yaşamak uğruna yamalanmış yüreğim;
Dipsiz kuyuların zifiri sularında yüzerken yüreğini açan:
İşte yüreğim sende;
Ya sık avuçlarında öldür,
Ya da...
Yada sahip çık sevgine...

hayata dair................

 

     

BEN SENİN EN ÇOK

Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri

Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...

 ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

AŞK

vaveyla

                 GÖZLERİME BAK SON DEFA 
 

 

Bazen Susmak Gerekiyormuş, Bazen Bomboş Bakmak Gerekiyormuş Hayatın Yalanlarına;
Anlamaya Çalışmak Saçmalık... Anlamadan Yaşamak Gerekiyormuş .
Zaman Değilmiş Gideni Geri Getiren; Aslında Zamanmış Var Olanı Götüren.
Ama Bazen...!Unutmak Gerekiyormuş,UNUTULMA Pahasına
...


Öyle çok şey var ki; dile gelip de geri giden kalemin ucundan dönen. Bir bir geri teperken biber tadında kırıntılar tekrar yutmanın verdiği zorlukla birleşince acı; ne de zor “yok birşey” demek. Gerçekten yok mu? Yoksa neden bu yüzündeki ekşimsi ifade. Varsa neden dillendirmezsin? Çünkü anlatsam da anlamazsınız çünkü kitabın sonunu dayanamayıp meraktan okuyanlardansınız. İşte bu sebepten; ben de susanlardanım

Sevmeye niyetliysen iyi düşünmelisin,
ağlamayı öğrenip gülmeyi bilmelisin,
AŞK kumar gibidir dikkat etmelisin,
oynadığın zar değil,
duygu ve gururdur bilmelisin

KADINLAR GİDERSE......

Kadınlar gittiklerinde, arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde yetim-öksüz kalan çok olur.
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler... Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker sarıkız.
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki "Dikkat et" duyulmaz, annesi gitmiştir "Geç kalma"nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında.
Ve bir kadın gittiğinde pek çok yetim bırakmıştır arkasında.
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...
Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş...
Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde...

Yılmaz Erdoğan (ANKARA)

 

vaveyla...............

 


Her çekip gitmenin emanetidir yalnızlık
Artık,sabahlarımda karanlık doğar
Titreyen geceye biraz daha sokulur,gittikçe üşürüm.
İki büklüm olmuş pişmanlığımı yudumlarım kadehlerde
Cerenin nefesi kesik,gözlerimse keder damlatır yağmura
Sararmış sonbaharların yaprakları dökülür bu son vedamda
Hani gurur vardır ya,acıyı bile bile vazgeçmenin sebebidir
Kimi zaman gidişin öyküsünü okutur yüreğe defalarca
Kimi zamansa kaleme söyletir sensizliği sayfalarca...
Günahlarımı serptikçe en kuytu yaralarıma
Bakışlarıma bulanır derin bir vaveyla
Kendi kendime avunur dururum
Unutmak...Unutmak kolaydır nasıl olsa
Bir vedanın
 anatomisi !!!
bir vedanın anatomisi.............


Birazdan gün doğacak..
Usulca kalkıp yanımdan, gideceksi n..




Belki son kez gözlerime bakacak,
Utangaç bir öpüş bırakacak
Ve sessizce "hoşça kal" diyeceksi n..




Gittiğin yerde başlayacak
Yalnızlık dediğin..




Nereye baksam, neye dokunsam
Sen kokacak seni anlatacak, biliyorum…


Bu yüzden canım, bu yüzden..

Sakın ağlama o gün…


                                      

Aşk,bazen bilgilenmektir.Satırlar içinde bulur seni..Ya gerçekleri çıplak gözle görürsün,ya da kendini masallarla avutursun..



sustum..............................





Sustum ve gülümsedim..
bir çığlık kanıyor demedim,
en derininde yüreğimin...

Gülümsedim...
gülümsedim ve sustum...
içimdeki volkanları boğarak...

Sustum ve gülümsedim..
susturarak içimdeki sabır taşını
hüznü yüzümde,
acıyı gözlerimde toplayarak...

Demedim kimselere
bir çığlık kanıyor,
en derininde yüreğimin...
bilirim acının dili olmaz...

Sustum!
sadece sustum ve gülümsedim!
bastırarak içimdeki depremleri...
hançeri sadece kendime sapladım.
sapladım ve sustum!...



Görmedi kimse,
kimselere göstermedim.
içime akıttığım gözyaşlarımı...
öldürdüm,
ıslatmadan kirpiklerimi...

Ama ağlamadığım hiç bir çiçek
konuşmadığım hiç bir yıldız kalmadı
bu şehrin parklarında...

İnadına,
açmadım yüreğimi kimselere
kimselere ağlamadım, inadına
hançeri sadece kendime sapladım.
sapladım ve sustum!...
sustum ve gülümsedim!...

Sadece sustum ve gülümsedim!
boğarak içimdeki dalgaları...
kıyısız denizler gibi...

Sadece sustum… sustum ve gülümsedim!...
gülümsedim ve sustum içimdeki çocuğa!...
açan çiçeğe, uçan kuşa, gökteki aya!...
yüreğim kan ağlarken de gülümsedim.
gülümsedim acılara, ihanetlere…
gülümsedim baharlara!...
yağmurlara,bulutlara
rüzgarlara, sulara
gülümsedim!...

 

yılbaşı toplumsal bir isyandır

 

 

YILBAŞI TOPLUMSAL BİR İSYANDIR

 

AÇIKLIK SAÇIKLIK VE FUHUŞ

 Noel ve yılbaşı gecesinde kadın-erkek açık kıyafetleriyle dans etmek, dinimizin ahlâk ve hayâ esaslarına aykırı olup haramdır. Ayrıca bu gecede eğlenmek adına yüzlerce genç kız bekâretini; hanımlar namus ve iffetini kaybediyor ve bunun dayanılmaz sonucu olarak fuhşun çirkef kollarına düşüyor. Bu tür manzaraları her yılın ilk haftasında gazete ve haber programlarından içimiz sızlayarak izliyoruz. Bu gecede; özellikle fuhuş ticareti yapanlar işbaşında oluyorlar. Kendilerine sermaye kazandırmak için kollarını sıvamış, adeta avının üzerine atlamaya hazır bir aç kurt gibi masum ve cehaletinin kurbanı hanım yavrularımızı bekliyorlar.

 

İçki ve kumar

 Bunlar, haddizatında hem dinî ve hem de millî hasletlerimizi kökten mahveden birer baş düşmanlardır. Zira içki ve kumar bütün kötülüklerin anasıdır. Yılbaşı gecesinde içki içmek ve kumar oynamak sanki bir matahmış gibi hareket etmek, o gün toplanarak içki ve sefahat âlemlerine dalmak, kumarın her çeşidiyle tam bir iflâs ve isyan bayrağı çekmek, kadınlı-erkekli, danslı-sazlı ve cazlı gayrı meşru ve gayrı-ahlâkî hareketlerle haram ve helâl demeden sermest olmak, insanlık ve Müslümanlık kurallarına sırt çevirerek bayağılaşmak ve adileşmek necib bir millete ve onun tarihine, bu vatan için canlarını feda eden atalarının ideallerine asla uygun düşmez. Müslümanların bu günkü halini şair ne güzel dile getirmiş:

 

Bir elde kadeh! Bir elde Kur’an!

Ne helâldır işimiz, ne de haram!

Şu yarım yamalak dünyada,

Ne tam kâfiriz, ne de tam bir Müslüman!

Müslümana:

“Sen Hıristiyan mısın?” diye sorsan darılır.

Amma yılbaşında hindi, kaz; yemesine bayılır…

Çam deviren hindici, nasıl mümin sayılır…

Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz:

“Batı, Batı” diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!

Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı:

Yapılır milletime Frenkçe türlü aşı!..

Buna, ağlar ağacı; hem toprağı, hem taşı:

Müslümanız (!) onlarla, Noel de yapıyoruz.

“Batı, Batı!” diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!..

 

mutluluk heryerde

    Mutluluk heryerde........

    Masum bir çocuğun iç ısıtan TeBeSSüMü;

    Nurdan bir dedenin içten DuAsI ;


    Hasretle beklenen vuslatı yakaladığımız an;

    Yıllarca eskimeyen sevda masalı;

    bütün engellere rağmen hiç sönmeyen umut;

    gönül bahçesinden koparılmış taptaze papatyalar;

    küçük bir lokmadaki huzur

    lunaparkta doyasıya eğlenmek;

    kendi hazırladığın küçücük bir pastacık ;

    tek başına yürüdüğün yollar ;

    dostla içilen kahveler .

    ki bahanedir kahve..maksat sohbet

    hüznün tam ortasında samimi bir sarılıs..

    çocukluğun masum oyunları

    herşeye rağmen gözbebekleriyle gülen güzellikler

    anne baba sevgisi

    vede dahası.. hepsi mutlu olabilmek için yeterli değil mi...
    sayamacagım kadar guzellik sizi sarmısken niye bu karamsarlık bu umutsuzluk bu huzursuz bakıslar..
    Sahip olmadıklarımıza yakınacagımıza bence önce sahip olduklarımızı görmeli ve bunlar için şükretmeliyiz...
    Sonsuz sevgimle...

rüyanın en güzeli

Gül denizinde yüzsem rüyamda
Gül diyârina ulassam
Gül bahçelerinde dolaşsam
Gül kokuları kaplasa rûhumu
Bir an karşımda bulsam
Âlemlere rahmet
Güllerin
Sevgi dolu gönüllerin efendisini...
En güzel güllerden bir gül koparip dalından
Uzatsam, Efendimize (s.a.v.)'e
Buyur yâ Resûlallah! Desem
...Ve gül'ü tuttuğu an
Dondurulsa rüyam, uyanmasam
Tâ ki, sevenlerinin
O na kavuşacağı güne kadar
Ne güzel olur!
main200503e3js0cu

peygamberler tarihi

www.dostyurdu.com

ein Bild

Peygamberler Tarihi Hz. Âdem Hz. Davut Hz. Eyyub Hz. Harun Hz. Hizir Hz. Hud Hz. Ýsa Hz. Ýsmail Hz. Ýbrahim Hz. Ýlyas Hz. Ýshak Hz. Ýdris Hz. Lut Hz. Lokman Hz. Musa Hz.Muhammet (S.A.V)efendimiz Hz. Nuh Hz. Sâlih Hz. Süleyman Hz. Þuayb Hz. Þit Hz. Yahya Hz. Yakub Hz. Yunus Hz. Yusuf Hz. Zülkifl Hz. Zekeriyya Hz. Zülkarneyn
filistin468x60

468x60uf6

bivariz

boykot14

boykotmallarivj4dj1cl7

kurban468x60

cooltext60663985aq7

thumb_462069586

3ilif7o5yrmqhda45frh

2gvlqfm

darfur-banner

y1pVsUMtd-qm4kWrJovYeh6hdMNj48OP0vNDux_8HzsE4Uxh9sBnrWAGvcVJ814Q_p5nfB_P5ZjlVU

 

    
Send a Dozen Roses at BLINGCHEESE.COM

 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
walterwrote:
Mar. 3

ÇİNGENELER

Gün biterken çingenlerle
inecek ovaya çengilerle
Ateş yakılacak ve birer
yalım düşecek kızların yüzüne

Dinle ve sorular sor kendine
Doğayı, insanı ve geceyi
neydi güzelleştiren böyle
Yolculukları güzelleştiren neydi

Tan atımına gelince vakit
istersen bir kolunu dağların omzuna at
Unutma geceyi bütün bir ömür

Buruşturulup atılıvermiş
uzak ve ansız bir bakış
uzak bir buluttur şimdi keder

Ahmet Telli  |

July 18
Kenanwrote:

Uyumak Istiyorum

 

İki yıldız arası göğe asılı hamak…
Uyku, uyku… Zamansız ve mekansız, uyumak.
Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.

 

İlgisizlik, her şeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiz ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.
Usandım boş yere hep gitmelerden, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!

 

Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış peygamberden bildiri.

 

Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla…

 

NFK - 1973

 

 
July 17
MU_SAHABE _wrote:
 
Image and video hosting by TinyPic
 

July 3
erolwrote:
BUGÜN DE ÖLMEDİM ANNE
Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım
Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
Sıkıldım, dertlendim ,sevgilimle buluştum
Bu gün de ölmedim anne.
 
Kapalıydı kapılar,perdeler örtük
Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük
Bu gün de ölmedim anne.
 
Üstüme bir silah doğruldu sandım
Rüzgar, beline dolandığında bir dalın
Korktum, güldüm, kendime kızdım
Bu gün de ölmedim anne.
 
Bana böylesi garip duygular
Bilmem niye gelir ,nereye gider?
Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
Bu gün de ölmedim anne.
May 7
Kenanwrote:
Ey! guzel insan:
Ozenme kimsenin hayatina
Kendinde bulursun kendini
Kendin anlayabilirsin kendini
Sen sen ol yine kendin ol

Ozentiler insanligi bitirir
Bilinmiyen yere alir goturur
Gencligini hayalini yitirir
Sen sen ol yine kendin ol

Bir caliya takilir umutlarin
Acmadan soluverir baharlarin
I$iksiz oluverir yarinlarin
Sen sen ol yine kendin ol

Ayni noktaya bakip kalmadan
Kaybettigin hayeline dalmadan
Tutam tutam saclarini yolmadan
Sen sen ol yine kendin ol

(alıntı)
Apr. 24
hoş sayfa
Apr. 23
ahmed akwrote:
Vicdanı Kadar İnsan
Mustafa YILMAZ


Mutat sağlık kontrolleri için gittiği hastahaneden döndüğünde, ikindi namazının vakti gireli henüz on-on beş dakika olmuştu. Ne var ki o, paniğe yakın bir heyecan içinde, daha binanın kapısından içeriye adımını atar atmaz, "Bugün namaz çok geç kaldı." diyordu. Zaten her namaz vakti girişinde ayrı bir ruh haletine bürünür, ibadetin kendi dışındakilere geçiş üstünlüğünü bütün kâinata haykırırcasına mihraba doğru hızlı adımlarla yürürdü. Ellerini iftitah tekbiri için kaldırırken 'yabancı' her şeyi arkada bırakır ve çok zaman da Rabb'inin huzurunda hıçkırıklara boğulurdu.
Her zaman olduğu gibi birinci katın merdivenlerini güçlükle çıkabildi ve köşedeki sandalyeye oturarak üç-beş dakika dinlenmeye koyuldu. Yorgunluğu gözlerinden okunabiliyordu. Başı hafif öne eğik, elleri dizlerinin üzerindeydi. Bu, sadece birkaç saatlik bir yolculuktan kaynaklanan bir yorgunluk değildi elbet. Artık iyice hassasiyet kesbetmiş bünyesinin, hayatı boyunca otuza yakın hastalıkla ahbaplık kurması ve onların birçoğunun hâlâ dostluğunu(!) devam ettirmesi de değildi. Bilâkis, bu, kimi işgüzarların cefasından, kimi dünyevîlerin gamsız safâsından, kimi ahbab u yârânın da vefasızlığından kaynaklanan bir yorgunluktu. Vefasına sâdık kalamamışların hâli onu daha fazla üzüyor olsa gerekti. Nitekim bir defasında, ''Kalbim çok sıkıştırdı.'' dediğinde, kendisine nezaret eden doktor: ''Efendim, merdivenleri çok hızlı çıktınız.'' deyivermişti. Cevap cümlesi şöyleydi: ''Farkında değilim, karşımda büyük bir yangın var; arkadaşlarımın duyguları tutuşmuş yanıyor.'' Daha yedi-sekiz hafta evvel kalbinin damarlarına yerleştirilen metal parçası, belki kalbinin yükünü bir nebze hafifletebilirdi; ama ya bu yorgunluğu kim yahut ne, nasıl hafifletecekti?!
İkindi namazını güçlükle kıldırabildi. Acil istirahate ihtiyacı olduğu aşikârdı. Fakat o, salonda oturmayı odasına geçmeye tercih etti. Tercih etti; çünkü ziyarete gelmiş birkaç misafirin hatırı vardı. Evet, ona göre misafirlerin hatırı kendi sıhhatinden de, tamamlamayı kendisine bir vazife addettiği, fakat bir türlü bitmek-tükenmek bilmeyen işlerden de önemliydi. Misafirlerin hatırına, rahatsızlığına ve işlerine rağmen oturmalıydı. Misafirler de her zaman olduğu gibi bu eşsiz nezaket ve fedakârlık karşısında mahcubiyetlerinden adeta iki büklüm oluyorlar; fakat belki de ömürlerinde bir-iki defa ancak tadabilecekleri o şeker-şerbet ikindi sohbetlerinden mahrum olmamak için dizleri üzerinde tevazuyla oturuyor, hikmet testisinin ağzının açılmasını ve Cânân'a dair söz pırlantalarının dökülmesini intizar ediyorlardı. Yani onlar da sohbet sahibinin odasına çekilivermesinden korkuyor, kendileriyle beraber kalmasını gönülden arzu ediyor ve bakışlarıyla âdeta, ''Kal bizimle, nurlandır gönüllerimizi!'' diyorlardı.
Ona gelince... İhtimal geceden hissesine yine bir damla uyku düşmemiş, gecenin bir kısmını odasında, geriye kalan kısmını da koridorda bir o yana, bir bu yana dolaşarak geçirmiş; derdini paylaşabileceği birisini ya bulmuş veya bulamamıştı. Derdi de bir yüreğin kârı değildi hani. Cihanlar kadar deseniz sezadır. Çünkü onun derdi cihanın derdiydi. Kahvaltıda birkaç parça bir şey almış, öğle yemeğini zaten yememişti. Aslında bir günde aldığı gıdanın hepsi normal bir insanın bir öğününe bile tekabül etmezdi. Bir bardak çayla, küçük bir parça kızarmış ekmek getirdiler. "Bir şey yemeyeceğim." dedi ve yavaş yavaş çayını yudumlamaya başladı. Zaten başkalarının yanında bir şey yemekten, içmekten o kadar sıkılırdı ki, lokmalar çok defa boğazında düğümlenir kalır, mübarek siması o helecan içinde kıpkırmızı olurdu. Az çok tanıyan herkes bilirdi ki, haya ve mahcubiyet damarlarına işlemiş ve onda ikinci bir fıtrat halini almıştı. Nitekim bazen, ''Bana başkalarının gözü önünde, 'sen sıratı geçebilirsin' deseler, ondan bile utanırım." derdi.
Söz döndü dolaştı ve son zamanlarda sağda-solda kendisinin aleyhinde hakarete varan sözler sarfeden çok eski bir tanıdığına geldi. Aslında kahramanı zavallı, kendisi çok talihsiz bir hâdiseydi bu. Tezvirlere, iftiralara, komplolora maruz kalmak, onun hayatının bir parçası olmuştu senelerdir; ama bu farklıydı. Bir eski dost gül atmıyordu, sanki gülle yağdırıyordu. Hâdise hakikaten elem vericiydi. Zira sinesini açtığı, bir arkadaş, dost olarak kucakladığı, senelerini beraber geçirdiği bir insan kalkıp akla-hayale gelmedik iftiralarda bulunuyor, başkalarını da tahrik etmeye çalışıyordu. Cihanlar pahası bir dostluğa arkasını dönüyor ve pek ucuz, hasis şeylere tâlip oluyordu. Yani ihanet ediyordu. Arkadaşlığa, dostluğa ve müşterek bir hukuka ihanet...
Salonda bulunanlardan birisi: "Benim aklım, havsalam almıyor bunu. Böyle bir şeyi nasıl yapar bir insan, nasıl bu kadar sukût eder; bu nasıl bir vefasızlıktır, kadirnâşinaslıktır, bir türlü izah edemiyorum." deyiverdi.
Öteden beri elinden geldiğince yakınlarının, arkadaşlarının, dostlarının mülâhazalarının bulanmaması, dupduru kalması için adeta çırpınır dururdu; bu konuda öyle hassastı ki, kendisini helak edecek zannederdiniz. Hafifçe doğruldu, daha ciddi bir tavra büründü ve dilinden şu kelimeler döküldü: ''Öyle demek yerine, çok dua edelim: Cenab-ı Allah hiç kimseyi şaşırtmasın. Kalblerimizi kaydırmasın. Hepimize hidayet versin ve doğruyu göstersin! Zira onların ahiretini düşünmek de bizim vazifemiz.''
Kendisini yakından tanıma bahtiyarlığına erenler, onun sinesinin enginliğine, vicdanının genişliğine daha önce de defalarca şahit olanlar için, bu sözler normal karşılanabilirdi. Fakat misafirler şaşırmıştı ve hayret dolu bakışları gözlerine aksediyordu. Çünkü o, ızdıraptan bir mum gibi erirken kendisine düşmanlık edenlerin iki cihan saadetini düşünüyordu. Evet, bu ne ince düşünce, ne engin bir gönül ve ne derin bir şefkatti! Ve ne ölçüde kendine rağmen başkalarını düşünmek, başkaları için yaşamaktı! Zaten o evvel-ahir kimseye küsüp darılmayacağına, kendisine ait hiçbir haktan dolayı davacı olmayacağına söz vermişti. İhtimal onu üzenler de bu sözleri duysalardı, azıcık insafları kalmışsa, yaptıklarına bin kere pişman olup ağlamaya duracaklardı. Heyhat! İnsaf, çoklarının vicdanından çekip gideli nice zaman olmuştu!
Bu müessif hâdisenin o aydınlık ortamı karartmasına izin vermedi. Konuyu değiştirdi; fakat elemin zikri onun için ayrı bir elem olmuş, yorgunluğunu bir kat daha artırmıştı.
Vakit ilerliyor, güneş örtüsünü yavaş yavaş yüzüne çekmeye hazırlanıyordu. Kim bilir, belki o da bütün bu olup bitenleri bir türlü anlayamıyor, ışığıyla dünyalarını aydınlattığı kimselerin hem kendi, hem de başkalarının dünyalarını nasıl kararttığına şâhit oldukça utancından yüzünü saklamaya çalışıyordu.
Akşam namazının vakti iyice yaklaşmıştı. Derin bir düşünceye daldı. Ne zaman öyle dalıp gitse, salon anlamlı bir sükûta boğulurdu. Evet, o sükûtuyla konuşurken orada hazır bulunanlar da kendilerine göre bir kısım düşüncelere dalarlar, belki çokları da onun ne düşündüğünü kendi içlerinde tahmin etmeye çalışırlardı. Aslında derdi, tasası ve sevdâsı belli olan bir insanın ne düşündüğünü tahmin etmek de çok zor olmasa gerekti.
Tam o esnada ''Allahuekber'' nidası yükseliverdi. Evet, ezan başlamıştı. Başlamıştı; fakat bütün gurbet illerinde olduğu gibi orada da ezan sadece içeride duyuluyor, binanın duvarlarını aşıp sesini çevreye duyuramıyordu. Yani gurbette, ezan da kendi gurbetini yaşıyordu.
Ezan okunurken zaruret olmadıkça bir şey konuşmazdı; fakat belli ki çok dolmuştu. Dolup da taşmamak, yanıp da sızdırmamak ne mümkündü! İçinde köpüren mağmalar simasına aksediyor gibiydi. Ağzından dökülen ifadeler aynı zamanda neyi düşünüp durduğunu da şöyle anlatıyordu: ''Allah'ım, Sen yegane büyüksün! Fakat biz Sen'in büyüklüğünü hakkıyla duyuramıyoruz. Ne olur Allah'ım, affet bizi ve adını duyurmayı bizlere müyesser kıl!'' Müezzin, ''Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah'' derken onun heyecanı artık zirveye ulaşmaştı. Yüzünün rengi değişik bir hâl almıştı. Kendi içinde kaynayıp duran bir yanardağ gibiydi. Rabb'ine karşı, Peygamberine karşı mahcubiyetini ifade edercesine başını önüne eğmiş: ''Evet, şehadet ediyoruz ki, Sen Allah'ın Rasûlüsün. Fakat Sen’in sesin sadece binanın içinde duyuluyor. Sana karşı vefalı olamadık, Sen’in sesini başkalarına duyuramıyoruz. Her tarafta çanlar bas bas bağırıyor; fakat Sen'in sesin sadece içerde duyuluyor. Rikkatime dokunuyor bu benim; bir hançer gibi kalbime saplanıyor, katiyyen hazmedemiyorum!'' diyordu.
Bu arada ezan sona ermişti. Ezan bitince ezan duasıyla yetinmez, hep uzun uzun dua eder, gönlünü, Gönlünün Yegâne Sahibi'ne açarak O'ndan en çok sevdiği şeyleri isterdi: ''Allahümme a'li kelimetallahi fî külli enhâi-l âlem ve'stahdimnâ fî hâzeş-şe'n...''*
Yerinden kalktı ve hızlı adımlarla mihraba doğru ilerledi. Akşam namazında Fatiha'yı çok zaman diline pelesenk olan Âl-i İmrân Sûresi’nin sekizinci ve dokuzuncu ayetleri takip edecekti: ''Rabbenâ, lâ tüziğ kulûbenâ...''**


* Allah'ım, yüce namını dünyanın her köşesinde yücelt ve bizi bu işin müstahdemleri eyle...
** Rabb’imiz, kalblerimizi kaydırma..

selam ve dua ile kardeşim

Apr. 19
Naikewrote:

Image Hosted by ImageShack.us

Apr. 12
alanınız cok güzel...........Kırmızı gül.....sizin kadar olmasada......
Apr. 11
alanın düzenlemesi harika başarıl

Apr. 11
Picture of Anonymous
yalancı bahar wrote:
Mar. 25
Eminewrote:
A..zade ile şiir tadında
 http://www.azade.ozelsayfam.com/ 
http://www.trtube.com/profil.php?user=Azade 
A...zade ile şiir tadında mutlaka dinleyin 
AŞKINI HELAL ET SİTENE EKLE  

 

      MÜJDE Varliğın kaf dağındaki kar degil ki,erimesin.Toprağa düşen son damla da damla da sen değilsin. Utanma sende haykir, haykirki duyulsun sesin.Bırak tüm umutlar sabirla yücelsin. Sen her zorluğu yendin,bunuda yenersin.Bir yaz ol, bir bahar, belkide müjdecisin.İçinde bir sevgi taşı,taşıki yaşıyabilesin Nermin Aydın...www.n-olamaz.tr.gg' ..

 

 

 

Mar. 25
Picture of Anonymous
sunaaa wrote:
 
 
  
Mar. 19
erolwrote:
YORUM BEKLEDİĞİNİZİ SÖYLEMİŞSİNİZ FAKAT SAYFANIZIN GÜZELLİĞİ İLE YORUMA GEREK BIRAKMAMIŞSINIZ.
GÖMLÜNÜZE EMEĞİNİZE SAĞLIK....
TANRI TÜRKÜ KORUSUN...
Mar. 4
Gülistan Aywrote:

image hosting for myspace

Cumanız Mübarek Olsun

 

‘Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse Cenab-ı Hakk bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder.’
‘Kötülük işlersen,hemen arkasından bir iyilik yap ki;

o kötülüğü silip süpürsün.’
‘Sıkıntısı ve acısı dayanılmaz olan Kıyameti unutma.Kötülükleri bırak.’
‘İnsanlara zarar vermemek üstün ameldir.’
‘İnsanlara zarar vermessen;kendine iyilik etmiş olursun’
‘Hiç olmasa yanlış yaptığını bilip üzülüyorsun.

Bu da doğruya gittiğinin işareti sayılır.’
‘İyiliğe gücün yetmese,kötülük yapma’

‘Seni ilgilendirmeyen şeyi terk et.Seni iyilerden yazarlar.’

 

 

Feb. 29
Gülşenwrote:
slm alanın muhteşem olmuş süper  emeyine sağlık hoşcakal =)
Feb. 29
orhanwrote:
gerçekten harika olmuş ellerine sağlık hergün seni takip ediyorum artık yeni ne var diye
Feb. 27
gül çelikwrote:

Ma’rûf-ı Kerhi Hazretleri bir gün talebelerini toplar Dicle kenarındaki hurmalıklara çekilir sohbet ederler. Bu esnada nehirden bir kayık geçer. İçinde birkaç bıçkın genç. Hem içki içerler, hem şarkı söylerler. Bir ara hepten şirazeden çıkar, naralar atarlar. Talebeler bu edepsizliğe çok bozulur. Hatta içlerinden bazıları
-Ah şu kayık bir devrilse de günlerini görseler, derler

Ardarda patlayan kahkahalardan ders yapılamaz olunca mübarek o yana döner. Ellerini açar ve;
- Ya Rabbi, Sen bu kullarını dünyada neşelendirdiğin gibi ahirette de neşelendir. Onlara hidayet ve istikamet nasip eyle, der.

İşte tam o sıra gençlerden biri sahildeki sohbetin farkına varır, arkadaşlarını uyarır. Mübareği görünce derlenir toparlanırlar. Hatta sazlarını kırar, destileri suya atarlar. Mahçup mahçup gelir, Şeyh Mar’uf’un ellerine kapanırlar. O günden sonra sohbetin müdavimlerinden olurlar.

Feb. 25
gül çelikwrote:
yüreğine gönlüne eline sağlık aklın fikrin zikrin hep bir olsun mükemmel olmuş
Feb. 25

Windows Media Player

Custom HTML

Video

http://click.linksynergy.com/fs-bin/stat?id=zCj8DmkSMzs&offerid=78941&type=3&subid=0&tmpid=1826&RD_PARM1=http%253A%252F%252Fphobos.apple.com%252FWebObjects%252FMZSearch.woa%252Fwa%252FadvancedSearchResults%253FartistTerm%253DNilufer%2526songTerm%253DTa%20Uzak%20Yollardan

Custom HTML

 
No list items have been added yet.
Public folders